2 Mart 2012 Cuma

Saura’nın Dans Filmlerinde Meta-Sinema Öğeleri

Önbilgi

Saura’nın 7 dans filminin adları:

Carmen (1983/I)
Sevillanas (1992)
Flamenco (1995)
Tango (1998)
Salome (2002)
Iberia (2005)
Fados (2007)

Giriş

Carlos Saura, dans filmleri dışında vasatın epeyi altında bir yönetmen. Dans kökenli olmayıp, bu kadar çok dans filmi yapan başka yönetmen yok. Ancak Ettore Scola, ‘Le Bal’ tek örneği ile, bir dans filminin dansçılar dışında birisi tarafından mükemmelen nasıl başarılabileceğini gösteriyor.

Saura’nın dans filmlerinde, onun ve ekibinin filme kattığı, daha doğrusu daha çok katmaya çabaladığı, epeyi sinemasal artı-değer var ama hepsi de çok küçük, hatta epsilondan bile küçük kalıyor. Halbuki o yolu görüp, oraya girip de, bu kadar kısa yol katetmek imkansıza yakın bir olasılık. (Dursaydı, daha çok yol katederdi, çünkü akan tarihsel zaman ve zemin, o istemese bile, onu ilerletirdi.

Bunlar ayıklandıktan sonra geriye kalanlardan gördüklerimizi bu metinde sergilemeye çabaladık. Saura’nın sinemasal muğlaklığı, örneğin ‘Tango’nun finalinde gereksiz yere seyirciye çevrilen kamera gibi, onun danssal anlatılarını çok zayıflatıyor. Dolayısıyla bu metinde, anlatısal bir büyütme sözkonusudur, diyebiliriz.

Olumluluklar

Saura, flamenko gibi, İspanya yerelliklerinde usta. Kadrosu güçlü.

‘İberia’daki (ve sanırım sonradan gerçek yaşamda da kullandığı) ‘İspanya + Portekiz = İberia’ savının yerellikten bir makro daha büyük ölçeğe çıkışı olumlu. Buna eksi vektör, ‘Fados’taki Portekiz yerelliğini kavrayamaması, oluyor. ‘Fados’ta modern dans kullanmak uygunsuz kaçmış, İtalyan halk danslarının baleleştirilmesi güzel bir örnek değil, tabii bir de Türkler’in bunu deneyip becerememesi gibi daha uç bir örnek daha var. (Açıklama: Portekizce, Arapça’nın daha çok etkisinde kaldığından olsa gerek, İsapyolca’ya oranla birkaç oktav daha pes. Judeo-Espanol da prozodi açısından Portekizce’ye İspanyolca’dan daha yakın. Bu asimetri İberya’nın iberyalığı açısından önemli. İberler’in Kafkasya kökenli olması da diğer bir ayrıntı.)

Dansçıların yaptığı filmlerde bulunmayan film atmosferi, Saura’da mevcut, çünkü o bir film yönetmeni. Diğer bir deyişle, sinema dansa dansın tek başına olduğundan farklı ve yeni birşeyler daha katıyor ama onlar da kesinlikle dans.

Tiyatrosallık, sanki istenmiş de becerilememiş gibi olsa da, zayıf. Bu, filmin sinemasallığı için olumlu.

Olumsuzluklar

Modern dans anlayışı çok zayıf. 1970 momentli, denebilir.

Soyut dans anlayışı, ‘Tango’daki ‘Savaş’ sekansının aslında ‘Darbe’ olmasının yasal sakıncalarından kaçınmak için, aşırı soyutlaşmasında olduğu gibi, atılmayan taşla az vurulan kuş olmuş.

Mekansal düzenlemede, minimalizmi bile israf etmiş.

Yakın çekimi hiç yok. Büyük olumsuzluk.

Yavaş çekimi ve doğrusal olmayan zamanlar kullanımı hiç yok. Büyük büyük olumsuzluk.

Tat ve koku, fiziksel anlamıyla değil, sinemasal anlamıyla, Saura’da eksik. Dansçı terler, seks de terler. Sekssel dansçı 2 kez terler ama filmlerde bu yok.

Yaşlılığının verdiği bir statiklik, daha doğrusu bir kabızlık var. Kadın-erkek imajlamasında bu durum çok sırıtıyor. Filmlerinde (herhalde ustalığına saygıdan dolayı) kullandığı 60’ındaki bol göbekli erkek flamenko dansçıları ile aynı açıda sıkışıp kalıyor.

Meta-Sinema Öğeleri

Tangodaki militarizmi görmesi ve göstermesi.

Astor Piazzolla’nın tangolarındaki (özellikle Japon icracıların ve seyircilerin yarattığı atmosferde) Ölüm’ü ve Acı’yı görememesi ve gösterememesi ki gör(e)meden gösterebilirdi. Bu başarıldığı zaman tüm sanat dalları bundan birşeyler kazanacak. (Şerh: Tarihte bir sanat dalının diğerlerine oranla çok ileri gidip, diğerlerine izdüşürülememesi durum daha önce de yaşanmış, örnekse yağlıboya resmin insan suretini aktarmadaki 300 küsur yıllık tek başına mükemmelliği ve ardından önce fotoğrafın, sonra da sinemanın gelişi.)

Piazzolla’nın tangolarındaki kadın ve erkek kategorilerinin (ayrı ayrı ve birarada) değillenmesi. Bir: Piazzolla’nın varlığı mevcutken yapılan icralar iyice bir açıkseçik gösterici. İki: Kadın kadına ve erkek erkeğe tangoların bununla ilgisi yok. Üç: Bu negasyondaki aşkınlık Saura’da yok, devamında hiç kimsede yok. Sanırım Piazzolla neyi becermiş olduğunu hiç kavrayamadı. Bu; meta-sinema, meta-dans, meta-sanat, meta-bilgi, meta-düşünce, meta-duygu demek. (Sorular: Batu ve Motoko tango yapabilir miydi? Miike tango klibi çekebilir mi?)

Çıkış

Dans, sinemayı başka bir şeye dönüştürebilir. (Şerh: Tiyatro da dönüştürebilir ama bunu görmüyor bile, çünkü bakmasını bilmiyor.) Saura, çok sinema, az dans (danışmanlarının sorumluluğunda alınan sonuç) ile kırık dökük birşeyler başardı.

Sinema da, dansı başka bir şeye dönüştürebilir.

Dans-sinema etkileşimi, yeni sanat dalları veya dalcıkları üretebilir. Saura’daki meta-sinema kırıntıları bunlara örnek.

Sonsözcük: Daha...

(17 Ağustos 2007)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder